İş Güvenliği Bir Zorunluluk Değil Firmaların Sürdürülebilirliği İçin Bir Yatırımdır
Röportaj: Dilek Hayırlı
Merkez Sağlık OSGB Ortağı Aslı Emecan, tekstil sektöründe İSG kültürünün önemini, saha tecrübeleri ve sektör analizleriyle birlikte ele alıyor. Emecan; “İş kazaları yaşanmadan önce alınan önlemler, sadece birer yasal zorunluluk değil; aynı zamanda üretimin sürekliliğini, çalışan bağlılığını ve marka güvenilirliğini güçlendiren stratejik yatırımdır.” diyor.
Tekstil sektörü, yalnızca kumaş ve ipliğin buluştuğu bir üretim alanı değil; aynı zamanda zamanla yarışılan, insan emeğinin makineyle iç içe geçtiği, hataya yer olmayan bir endüstridir. Bu sektörün dinamizmi; hızlı üretim döngüleri, yoğun emek gücü, kısa teslim süreleri ve rekabet baskısı gibi unsurlarla şekillenirken iş sağlığı ve güvenliği (İSG) çoğu zaman arka planda kalan, ancak sürdürülebilirlikten verimliliğe kadar birçok unsuru doğrudan etkileyen hayati bir kavşak noktasında yer alıyor.
2025 yılı itibarıyla yasal kapsamın genişletilmesiyle birlikte, artık 1 çalışanı olan az tehlikeli işletmeler dahi İSG yükümlülükleri altına girmiş durumda. Bu gelişme, İSG’nin büyük ölçekli fabrikalardan küçük atölyelere kadar her üretim alanında bir standart haline gelmesini zorunlu kılıyor. Ancak asıl mesele, bu yükümlülüklerin sadece mevzuata uyumla sınırlı kalmayıp işletme kültürünün bir parçası haline gelmesidir.
Bu sayımızda Merkez Sağlık OSGB Ortağı Aslı Emecan ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşide, tekstil sektöründe İSG’nin ne anlama geldiğini, sahadaki karşılıklarını ve firmaların bu alandaki dönüşümünü detaylarıyla ele aldık.
Sizi biraz tanıyabilir miyiz? İş sağlığı ve güvenliği alanında çalışmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?
Lise eğitimimi Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden mezun oldum. Ardından yine İstanbul Üniversitesi’nde Pre-MBA programını tamamladım. Mezun olduğum alan da dâhil olmak üzere, farklı sektörlerde çeşitli deneyimlerim oldu. Avrupa Birliği ile Türkiye’nin yakın temasta olduğu, uyum süreci uygulamaları kapsamında İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği dönemde (2012), ailem bu sektörde aktif olarak çalışıyordu. Bu sayede sektöre dair gelişmeleri yakından takip etme ve gözlemleme şansım oldu. Ben de gerekli eğitimi alıp sınavları başarı ile geçtikten sonra iş güvenliği uzmanlığı belgemi aldım. O günden beri sahada iş güvenliği uzmanı olarak görev yapıyor, aynı zamanda Ortak Sağlık Güvenlik Birimi’nde yönetici olarak aktif rol alıyorum.
Öncelikle OSGB sorusuyla başlayalım. Sonrasında Merkez Sağlık OSGB’nin kuruluş hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?
İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri yasal olarak T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) tarafından ya da işyeri bünyesinde istihdam edilen iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimleri, diğer sağlık personelleri tarafından sağlanıyor. Merkez Sağlık OSGB, 2013 yılında İstanbul’da kuruldu. Bugün itibariyle yaklaşık 600 firmaya hizmet veriyoruz. Müşteri portföyümüz oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Bu firmaların yaklaşık %25’ini ise tekstil sektörü oluşturuyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği nedir ve firmalar için neden önemli?
İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların iş yerinde karşılaşabilecekleri her türlü sağlık ve güvenlik riskine karşı korunmalarını amaçlayan sistemli bir yaklaşımdır. Sadece kazaları önlemek değil aynı zamanda çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halini desteklemek de iş sağlığı ve güvenliğinin temelini oluşturuyor. Firmalar için iş sağlığı ve güvenliği, sadece bir yasal zorunluluk değil aynı zamanda kurumsal sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından kritik bir yatırım anlamına geliyor. Güvenli bir çalışma ortamı; iş kazalarını, meslek hastalıklarını ve üretim kayıplarını azaltırken aynı zamanda çalışan motivasyonunu ve bağlılığını artırıyor. Bir firmanın sahip olduğu en değerli kaynak insan gücüdür ve bu gücün korunması, aslında firmanın geleceğini de güvence altına almak oluyor.
“1 Çalışanı Olan İşletmeler de İSG Süreçlerini Gözardı Edemeyecek”
İş sağlığı ve güvenliği bilinci son yıllarda nasıl değişti? Türkiye’de ve dünyada bu konudaki farkındalık hangi noktada?
Son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada iş sağlığı ve güvenliğine yönelik farkındalık önemli ölçüde arttı. Geçmişte sadece “mevzuata uyulması gereken bir zorunluluk” olarak görülen iş sağlığı ve güvenliği, kurum kültürünün bir parçası haline gelmeye başladı. Artık işverenler, bir kaza yaşandıktan sonra değil yaşanmadan önce önlem almanın gerekliliğini daha iyi kavrıyor. Küçük firmalarda da maraton yeni başlıyor. 2025 yılı ocak ayı itibari ile 1 çalışanı olan, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri de kanun kapsamına girdi. Bu önemli bir dönüm noktası. Artık küçük işletmeler bile İSG süreçlerini göz ardı edemeyecek. Uluslararası standartlar, sertifikasyon sistemleri ve sürdürülebilirlik raporları içinde iş sağlığı ve güvenliğinin yer alması da bu bilincin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Artık yatırımcılar bile bir firmanın iş güvenliği karnesine bakarak karar verebiliyor. Özellikle ihracat yapan tekstil firmaları için talep edilen uluslararası sertifikalar sayesinde işyerlerinde yalnızca ulusal mevzuata değil aynı zamanda uluslararası iş sağlığı ve güvenliği standartlarına da uyum sağlanması zorunlu hale geliyor. BSCI, SEDEX, WRAP ve ISO 45001 gibi sertifikalar; denetim süreçlerinde iş güvenliği uygulamalarının detaylı bir şekilde değerlendirilmesini şart koşuyor.
İSG yatırımları firmalar tarafından maliyet olarak mı görülüyor? Bu algıyı değiştirmek için nasıl bir yol izlenmeli?
İş sağlığı ve güvenliği yatırımları, ne yazık ki bazı firmalar tarafından hâlâ bir “ek maliyet” olarak değerlendirilebiliyor. Oysa gerçekte, İSG harcamaları bir maliyet değil uzun vadeli bir yatırımdır. Bu algıyı değiştirmek için en etkili yol; işverenlere, basit bir önlemin büyük bir kazayı nasıl önlediğini, iyi planlanmış bir İSG sisteminin nasıl üretim sürekliliği sağladığını gerçek örneklerle anlatmaktan geçiyor. Kazaların önlenmesi, üretim kayıplarının azaltılması, çalışan bağlılığının ve verimliliğin artması gibi sonuçlar, doğrudan işletmenin performansına yansıyor. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinde ana hedef çalışanın korunması olabilir ancak alınan önlemler işletme binası, makine ve ürün güvenliğini de sağlıyor.
Tekstil sektörü, iş sağlığı ve güvenliği açısından hangi temel riskleri barındırıyor? En yaygın iş kazaları ve meslek hastalıkları neler?
Tekstil sektörü, üretim süreçlerinin çeşitliliği ve hızlı iş temposu nedeniyle farklı birçok iş sağlığı ve güvenliği riskini bir arada barındırıyor. Her üretim alanının dinamiği farklı olsa da sahada en sık karşılaştığımız başlıca riskler şöyle:
Makine ekipman kaynaklı riskler: Overlok, dikiş, kesim ve ütü makineleri gibi ekipmanların yoğun kullanımı sırasında meydana gelen el, parmak sıkışmaları, kesikler ve ezilmeler en yaygın kazalar arasında yer alıyor.
Ergonomik riskler: Uzun süreli ayakta çalışma, tekrarlayan hareketler ve yetersiz oturma düzenleri özellikle dikim bölümlerinde kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına sebep oluyor.
Yangın riski: Pamuk, iplik, kumaş gibi yanıcı malzemelerin fazlalığı ve ütü-buhar sistemleri gibi ısı üreten ekipmanlar nedeniyle, yangın güvenliği tekstilde kritik bir başlık.
Kimyasal maruziyet: Boyahaneler ve baskı bölümlerinde kullanılan kimyasal maddelere bağlı olarak cilt ve solunum sistemi hastalıkları, tekstil sektöründe dikkat edilmesi gereken meslek hastalıklarının başında geliyor.
Toz ve havalandırma: Pamuk tozu, elyaf uçuşmaları gibi unsurlar, özellikle yeterli havalandırma olmayan ortamlarda çalışanlarda toz alerjisi, astım ve bronşit gibi solunum yolu rahatsızlıklarına zemin hazırlayabiliyor.
Gürültü: Özellikle iplik ve dokuma fabrikalarında çalışanların sürekli maruz kaldığı yüksek ses seviyeleri, uzun vadede işitme kaybına yol açabiliyor. Hızlı üretim baskısı, vardiyalı sistem, dinlenme alanlarının yetersizliği gibi etkenler çalışanlar üzerinde stres oluşturabiliyor.
“İSG’de İlk Adım; Risk Değerlendirmesini Doğru Yapmaktır”
Tekstil firmaları İSG süreçlerini iyileştirmek için ilk olarak hangi adımları atmalı? Süreçte işverenin yapmak zorunda olduğu çalışmalar nelerdir?
İş sağlığı ve güvenliği süreçlerinde iyileşmenin ilk adımı, firmaların gerçek bir farkındalıkla süreci sahiplenmesidir. Bu sahiplenme, yalnızca mevzuat gerekliliklerini yerine getirmek değil çalışanların güvenliğini içselleştirmekle başlıyor. İlk olarak atılması gereken en kritik adım: doğru bir risk değerlendirmesinin yapılmasıdır. Çünkü ancak mevcut durum doğru analiz edilirse, nelerin iyileştirilmesi gerektiği net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Yasal olarak iş verenlerin yapması gerekenleri kısaca toparlamak gerekirse;
- Çalışanlarına iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunmak.
- Risk analizi yaptırarak mevcut riskleri belirlemek.
- Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, mesleki eğitimler, acil durum ekip eğitimleri gibi eğitimleri almasını sağlamak.
- Acil Durum Eylem Planına sahip olmak ve çalışanları bilgilendirerek işyerini acil durumlara karşı hazır halde bulundurmak.
- İşyerinde oluşabilecek acil durumların tespiti, tedbir ve müdahale yöntemlerinin belirlenmesi, ilkyardım, yangınla mücadele, tahliye konularında personellerini belirleyerek eğitimlerini aldırmak.
- İşe giriş ve periyodik sağlık muayenelerini yaptırarak işe uygun kişi, kişiye uygun iş sunarak çalışanların sağlığının korunmasını sağlamak.
- İş ekipmanlarının ve işyerinin sağlık ve güvenlik şartlarına uygun hale getirilmesi, bakım ve onarım, periyodik muayenelerin yapılmasını sağlamak.
Risk analizleri yaparken en sık karşılaştığınız güvenlik açıkları nelerdir? Firmalar bu konularda hangi hatalara düşüyor?
Acil durumlara karşı işyerlerinin yetersiz olması, elektrik iç tesisatlarının üretim kapasitelerine uygun tasarlanmamış olması, yapı güvenliğinin uygun olmaması, havalandırma sistemi yetersizlikleri, güvenlik kurallarına uygun olmayan iş ekipmanlarının ve makinelerin seçimi, kişilerin sağlık durumlarının yaptıkları işe uygun olmaması, gerek tesisat gerekse makinelerde periyodik kontrol ve bakımların yapılmaması, yanlış yönetimsel kararlar en sık karşılaştığımız tehlike kaynakları. Firmalar bu konularda mevzuata hâkim olmamaları sebebi ile yapmaları gerekenlerin farkında olamayabiliyor. Biz uzmanlar olarak, yalnızca mevzuatı aktarmakla kalmıyoruz; aynı zamanda bu önlemler alınmadığında neler yaşanabileceğini, ne tür kayıplar oluşabileceğini de somut örneklerle paylaşıyoruz.
Tekstil firmalarının İSG’ye yaklaşımı nasıl? Gerçekten bilinçli mi hareket ediyorlar, yoksa zorunluluk gereği mi önlem alıyorlar?
Tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliğine yaklaşım, firmadan firmaya ciddi farklılık gösterebiliyor. Firmaların iş kapasitesi etkili olduğu kadar işverenin ve yönetimin tutumu da bu konuda çok etkili oluyor. Büyük ve ihracat yapan firmalarda, özellikle uluslararası denetimlere tabi olanlarda, İSG uygulamaları daha sistematik ve bilinçli bir şekilde yürütülüyor. Bu firmalar, sadece yasal zorunlulukları değil uluslararası standartları da yerine getirmek durumunda oldukları için daha bütüncül ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsiyorlar. Ancak özellikle küçük ve orta ölçekli firmalarda hâlâ İSG’nin “zorunluluk” olarak görüldüğüne sıkça tanık oluyoruz. Bu firmalar, çoğu zaman cezai yaptırımlardan kaçınmak ya da denetim süreçlerini geçmek amacıyla önlem alıyorlar. İşverenin kişisel iş disiplini ve vicdanı, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yaklaşımını doğrudan etkiliyor.
Küçük ölçekli tekstil işletmeleri için İSG uygulamaları büyük firmalara kıyasla nasıl şekillenmeli? Onlara özel önerileriniz var mı?
İş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamaları, bir kere yapılıp geçilebilecek çalışmalar değildir. Sürekli bir süreç olup düzenli olarak güncellenmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Küçük ölçekli tekstil işletmeleri için iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları, büyük firmalarla kıyaslandığında bazı farklılıklar gösterebiliyor. Küçük firmalar için de büyük firmalar için de en kritik ilk adım etkili bir risk analizi yapmak. Küçük işletmeler de mevcut riskleri tespit etmek ve bu riskleri önceliklendirerek çözüm üretmek zorundalar. Küçük ölçekli işletmelerde çalışan sayısı az olduğundan İSG eğitimi daha kişisel ve etkileşimli bir şekilde verilebilir. Küçük işletmelerde acil durum planları ve yangın güvenliği çoğu zaman göz ardı edilebilir, ancak bu gibi küçük tesislerde de yangın tatbikatları ve acil durum hazırlıkları yapılması zorunludur. Küçük ölçekli işletmelerde makineler ve tesisatlar bazen daha eski olabilir. Bu durumda, makinelerin düzenli bakımı ve güvenlik kontrolleri daha da önemli hale gelir. Yasal olarak iş ekipmanlarının, tesisatların bakım ve periyodik kontrolleri işverenler tarafından yaptırılmak zorundadır.






