Türkiye’nin Pamuk Açığı Büyüyor: Üretim 500 Bin Ton, İhtiyaç 1,5 Milyon Ton
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığı için adaylığını açıklayan Barış Kocagöz, Türkiye’nin pamuk üretiminde yaşanan gerilemenin temel nedenlerinden birinin artan üretim maliyetleri olduğunu belirtti.
Kocagöz’e göre tekstil sektörünün yaklaşık 1,5 milyon tonluk pamuk ihtiyacına karşılık, bu yılki üretim 500 bin ton seviyesinde kalacak ve aradaki yaklaşık 1 milyon tonluk açık ithalat yoluyla kapatılacak.
Türkiye pamuk üreticisinin son dönemde giderek artan maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığını belirten Barış Kocagöz, özellikle girdi fiyatlarındaki yükselişin üreticinin dünya piyasalarındaki fiyatlarla rekabet etmesini zorlaştırdığını ifade etti. Üretim maliyetlerinin karşılanamadığı bir ortamın ekim kararlarını da olumsuz etkilediğini söyleyen Kocagöz, bunun Türkiye’nin pamuk üretimindeki düşüşü hızlandırdığını dile getirdi.
Kocagöz’ün değerlendirmesine göre Türkiye’de tekstil sektörünün yaklaşık 2 milyon tonluk pamuk işleme kapasitesi bulunuyor. Ancak kapasite kullanım oranlarının %65 seviyelerine gerilemesi, sektördeki mevcut pamuk ihtiyacını yaklaşık 1,5 milyon tona çekmiş durumda. Buna karşılık 2026 yılında Türkiye’nin pamuk üretiminin yaklaşık 500 bin ton olması bekleniyor. Böylece ortaya çıkacak yaklaşık 1 milyon tonluk arz açığının ithalatla karşılanması gerekecek.
Kocagöz, Türkiye’nin pamuk üretiminde orta vadede en az 1 milyon 250 bin tonluk seviyeye ulaşması gerektiğini savunuyor. Bu hedefe erişilinceye kadar üreticinin daha yüksek oranlarda desteklenmesi, hedef yakalandığında ise destekleme modelinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kocagöz, benzer bir üretim planlamasının diğer tarım ürünlerinde de uygulanabileceğini ifade etti.
Pamuk Destekleri Maliyet Artışlarının Gerisinde Kaldı
Pamuk üreticisine sağlanan desteklerin son yıllarda yükselen maliyetleri yeterince karşılamadığını belirten Kocagöz, geçmiş dönemlerle bugün arasındaki destek miktarlarının döviz bazında karşılaştırıldığında önemli bir fark ortaya çıktığını söyledi.
Tarımda üretim planlaması açısından Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulanan havza bazlı modelin önemli bir başlangıç noktası olduğunu ifade eden Kocagöz, yalnızca hangi bölgede hangi ürünün yetiştirileceğinin değil, aynı zamanda her ürün için ulaşılması gereken üretim miktarlarının da belirlenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Mazot desteğinin de üreticinin gerçek kullanımını esas alacak şekilde yeniden düzenlenebileceğini belirten Kocagöz, üreticinin kullandığı mazot nedeniyle ödediği ÖTV’nin, faturalar üzerinden hesaplanarak destek şeklinde geri verilmesinin daha adil bir yöntem olabileceğini söyledi.
Pamuk ve Su Tüketimi Tartışması
Pamuk üretiminde su kullanımına ilişkin kamuoyunda oluşan algının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünen Kocagöz, sulama amacıyla kullanılan suyun tamamının kaybolmadığını belirtti. Toprağa ulaşan suyun bir bölümünün yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlayabildiğini ifade eden Kocagöz, su kaybının daha çok buharlaşma ve suyun üretim alanından uzaklaşmasıyla gerçekleştiğini söyledi. Bu değerlendirme, Kocagöz’ün daha önce pamuk üretiminin sürdürülebilirliği ve su kullanımı konusundaki açıklamalarıyla da paralellik taşıyor.
Bununla birlikte su kaynaklarının daha verimli kullanılmasının önemini vurgulayan Kocagöz, özellikle damlama ve yağmurlama sulama sistemlerinin daha geniş ölçekte uygulanması gerektiğini kaydetti.
Damlama sulama için verilen mevcut destekleri olumlu bulduğunu belirten Kocagöz, ancak ruhsatlı su kaynağı gibi bazı uygulama şartlarının üreticilerin desteklerden yararlanmasını güçleştirebildiğine dikkat çekti. Destek mekanizmalarının tarladaki gerçek üretim koşullarını daha fazla dikkate alması gerektiğini ifade etti.
Ege Pamuğunda Katma Değerli Üretim Önerisi
Ege Bölgesi’nin verimli tarım arazilerinin üreticilere farklı ürün seçenekleri sunduğunu belirten Kocagöz, pamuğun yeterli ekonomik getiriyi sağlayamadığı dönemlerde üreticilerin alternatif ürünlere yöneldiğini söyledi.
Ege pamuğunun kalite bakımından önemli bir avantaja sahip olduğunu vurgulayan Kocagöz, bölgenin daha uzun elyaflı ve yüksek katma değerli pamuk üretimine yönelmesinin uluslararası pazarda farklılaşma sağlayabileceğini ifade etti.
Üreticinin yeni bir ürüne veya üretim modeline yönlendirilmesi durumunda başlangıç döneminde destek verilmesinin önemine değinen Kocagöz, ekonomik getirinin yeterli olmaması halinde üreticinin takip eden sezonda aynı ürünü tercih etmeyebileceğini belirtti.
Kocagöz, Ulusal Pamuk Konseyi Başkanlığı döneminde 2013 yılında başlatılan Türk pamuğunun markalaştırılmasına yönelik çalışmaları da hatırlattı. Bu projenin tekstil sektörü tarafından beklenen ölçüde sahiplenilmediğini belirten Kocagöz, uluslararası markalardan talep gelmesini beklemek yerine Türk tekstil üreticilerinin GDO’suz Türk pamuğu kullanımını doğrudan küresel markalara sunabileceğini ifade etti.
Ancak mevcut ekonomik koşulların markalaşma çalışmalarını ikinci plana ittiğini belirten Kocagöz, önceliğin tekstil sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamak olduğunu, ekonomik şartların iyileşmesiyle birlikte Türk pamuğunun markalaşması konusunun yeniden güçlü biçimde gündeme alınabileceğini söyledi.
Pamuk Ticaretinde TÜRİB’in Payı Artırılmalı
Lisanslı depoculuk sisteminin Türkiye’de önemli ölçüde yerleştiğini belirten Kocagöz, buna karşın son iki yılda üretici ve tüccar tarafından lisanslı depolara getirilen ürün miktarında gerileme yaşandığını söyledi.
Pamuk fiyatlarının yükseleceğine ilişkin beklentilerin zayıflaması ve yüksek faiz oranlarının ürünün depoda tutulmasını maliyetli hale getirmesi, Kocagöz’e göre sistemin kullanımını olumsuz etkileyen başlıca unsurlar arasında bulunuyor. Finansman maliyetlerinin artmasının lisanslı depoculuk sistemine yönelik talebi de etkilediğini belirtti.
Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) sayesinde üreticilerin depoladıkları ürünleri teminat göstererek finansmana erişebildiğini ifade eden Kocagöz, buna karşın pamuk ticaretinin Türkiye Ürün İhtisas Borsası’nda (TÜRİB) henüz arzu edilen işlem hacmine ulaşmadığını söyledi.
Buğdayda daha yaygın biçimde kullanılan TÜRİB sisteminin pamuk açısından da geliştirilmesi gerektiğini belirten Kocagöz, bunun lisanslı depoculuk yapısının tamamlanması açısından önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Tarımda Enerji Maliyetleri İçin Yenilenebilir Kaynaklar
Tarım sektöründe yükselen enerji giderlerinin azaltılması için yenilenebilir enerji yatırımlarının daha fazla desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Kocagöz, özellikle sulama faaliyetlerinde güneş enerjisinden yararlanılabileceğini söyledi.
Artezyen kuyuları ve nehirlerden elektrikli motorlarla gerçekleştirilen sulama faaliyetlerinde güneş enerjisi sistemlerinin kullanılabileceğini belirten Kocagöz, tarımsal enerji ihtiyacının karşılanmasında farklı kaynakların değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kocagöz ayrıca jeotermal kaynakların seracılıkta, tarımsal ve organik atıkların ise biyoenerji üretiminde daha etkin kullanılabileceğini kaydetti.
Gençlerin Tarımda Kalması İçin Yeni Modeller Gerekli
Türkiye tarımının geleceği açısından genç nüfusun sektörde tutulmasının da kritik bir konu olduğunu belirten Kocagöz, üreticilerin yaş ortalamasının 55 seviyelerine ulaştığına dikkat çekti.
Tarım sektörünün gençler açısından daha cazip hale getirilmesi gerektiğini belirten Kocagöz, gençlerin üretimde kalmasını sağlayacak yeni destek ve teşvik modellerinin geliştirilmesinin önümüzdeki dönemin öncelikli konuları arasında yer alması gerektiğini ifade etti.




