Metod Makina’nın Küresel Yol Haritası: Verimlilik, Güvenlik ve Sürdürülebilirlik
Röportaj: Dilek Hayırlı
Metod Makina İhracat Yöneticisi İsmail Çakal, pandemi sonrası derinleşen küresel ekonomik zorluklar, değişen denim üretim trendleri ve artan maliyet baskıları altında sektördeki dönüşümü değerlendirirken; ozon teknolojilerinden robotik sistemlere, ihracat stratejilerinden Ar-Ge yatırımlarına uzanan yol haritalarını anlattı.
2002 yılından bu yana denim kuru ve ıslak proses teknolojilerinde sektöre yön veren Metod Makina, 2025 yılında hem Türkiye’de hem de küresel pazarlarda zorlu bir sınavdan geçti. Artan üretim maliyetleri, düşük kur seviyesi ve küresel yatırımlardaki yavaşlama; firmaları daha verimli, sürdürülebilir ve otomasyona dayalı çözümlere yönlendirdi. Metod Makina İhracat Yöneticisi İsmail Çakal ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda; değişen üretim trendlerini, MetoZone ve Hawk-Eye gibi yenilikçi sistemlerin sektöre kattığı avantajları, ihracat pazarlarındaki yeni dengeleri ve firmanın gelecek vizyonunu konuştuk.
2025 yılı Metod Makina açısından nasıl geçti? Denim kuru proses ekipmanlarında hem Türkiye’de hem yurt dışı pazarlarında nasıl bir talep değişimi veya trend gözlemlediniz?
2025 yılı, 2002’de kurulduğundan bu yana sektörde birçok ilke imza atan firmamız açısından, pandemi dönemi de dâhil olmak üzere en zorlu yıl oldu diyebilirim. Her ne kadar toplam satış rakamlarımız son üç yılın ortalaması seviyesinde gerçekleşmiş olsa da mevcut piyasa koşulları nedeniyle genel üretim maliyetleri ve sabit giderlerdeki ciddi artışlar, döviz kurlarının olması gereken seviyelerin altında kalması; satışlarımızın artmasına rağmen daha zor şartlarda iş almamıza ve birçok projeyi oldukça düşük kârlılıkla tamamlamamıza neden oldu.
Ağırlıklı olarak denim sektörüne hizmet veriyor olsak da farklı alanlarda da faaliyet gösteriyoruz. Kuru işlem ekipmanlarında, özellikle bazı makine gruplarına olan talep, sektördeki üretim trendlerinin değişmesiyle birlikte yaklaşık 6–7 yıl önce düşüş göstermeye başlamıştı. Bizler de hem bu talep daralması hem de müşterilerimizden gelen talepler doğrultusunda ürün yelpazemize ıslak işlem olarak adlandırılan makine gruplarını ekledik. Nitekim son yıllarda aldığımız siparişlerin büyük bir bölümünü, kuru işlem makinelerinden ziyade ıslak işlem makineleri oluşturuyor.
Son dönemde başta işçilik olmak üzere genel üretim maliyetlerindeki artışlar, yurt içindeki üreticileri zorunlu olarak Mısır gibi daha düşük maliyetlerle üretim yapılabilecek yeni lokasyonlar aramaya yönlendirdi. Sektörün ana aktörlerinin üretimlerini yurt dışına taşıması, yurt içindeki yatırımların neredeyse durma noktasına gelmesine neden oldu. Aslında 2025 yılı, yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde yaşanan ekonomik zorluklar nedeniyle sektörde belirgin bir yavaşlamaya yol açtı; bu durum yurtdışındaki yatırımlarda da hissedilir bir düşüş olarak kendini gösterdi.
Her makinenin üretim öncesi ve sonrası test süreçlerinden geçtiğini belirtiyorsunuz. 2025 yılında ürünlerde yaptığınız teknik iyileştirmeler müşterilerin üretim verimliliğine ve hatalarını azaltmaya nasıl somut katkılar sağladı?
Test süreci, olası sorunların ve üretim hatalarının sevkiyat öncesinde tespit edilip giderilmesi, ürünlerin eksiksiz şekilde sevk edilmesi ve teslimat sonrası müşterilerimiz tarafından üretime hızla alınabilmesi açısından kritik bir aşamadır. Standart özelliklere sahip makinelerimiz olsa da yazılım ve tasarım tarafında müşteri taleplerine göre esnek uyarlamalar yapıyoruz. Nihai kullanıcılardan aldığımız geri bildirimleri büyük bir titizlikle değerlendiriyor ve bu geri dönüşleri ürün geliştirme süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Yapılan her iyileştirme, ürünlerin performansını, verimliliğini ve uzun ömürlü, sorunsuz çalışmasını destekliyor. Örneğin, yakın dönemde bir ürünümüzde gerçekleştirdiğimiz testler sonucunda, performansta herhangi bir kayıp olmaksızın toplam enerji tüketiminde yaklaşık %15 oranında iyileştirme sağladık. Bu geliştirme sayesinde müşterilerimiz üretimlerini daha düşük enerji tüketimiyle gerçekleştirerek ürün başına maliyetlerini düşürebiliyor.
“MetoZone ve Ozone Plus Sistemlerimiz Sayesinde Ponza Taşı Kullanımı %90 Azaldı”
MetoZone Ozon Uygulama Sistemi denim yıkama süreçlerinde çevresel etki, kimyasal azaltımı ve efekt kalitesi bakımından işletmelere nasıl performans avantajları sunuyor?
Tekstil sektörü, çevresel etkiler açısından maalesef doğaya en fazla zarar veren sektörlerin başında geliyor. Son yıllarda sürdürülebilir üretim hedefiyle geliştirilen ve kullanımı giderek artan ozon uygulama sistemleri; işletmelere zaman, enerji, su ve kimyasal tasarrufu sağlıyor. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz MetoZone Ozon Uygulama Sistemimiz ve ona entegre çalışan Ozone Plus yardımcı sistemimiz sayesinde müşterilerimiz pek çok kalemde ciddi kazanımlar elde ediyor. Tamamı firmamız bünyesinde geliştirilen özel enjektöre sahip Ozone Plus Sistemi, ürün başına yalnızca 10–50 ml gibi çok düşük miktarda su veya özel kimyasal kullanarak istenilen efekti minimum çevresel etkiyle elde etme imkânı sunuyor.
Bugün MetoZone ve Ozone Plus sistemlerimiz Bangladeş, Pakistan, Mısır, Meksika, Kolombiya ve Vietnam gibi ülkelerde kompakt yapılarıyla aktif olarak kullanılıyor. Bu sistemler sayesinde birçok müşterimiz geleneksel yöntemlerde kullanılan ponza taşı miktarını %90’a varan oranlarda azaltırken, bazıları tamamen taşsız üretime geçti. Ponza taşının ürün, stok ve temizlik maliyetleri ile kapasite kaybı ve çevresel etkileri göz önüne alındığında, bu düşüşün işletmelere sağladığı katkı oldukça büyük.
Denim kuru proses makinelerinizde kullanılan kontrol sistemleri ve mekanik tasarımlar, efekt tekrarlanabilirliği ve operatör bağımlılığını azaltma açısından hangi teknik avantajları sağlıyor?
Öncelikle belirtmek isterim ki, özellikle büyüme sürecindeki müşterilerimizin işletmelerinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri alan kısıtıdır. Müşterilerimizin makine yerleşim ölçüleriyle ilgili özel talepleri olması durumunda, proje ekibimiz müşteriye özel tasarımlar hazırlıyor ve nihai onayın ardından üretim sürecine geçiyoruz.
Ürün geliştirirken; sevkiyat ve işletme içi yerleştirmenin kolay olması, son kullanıcı açısından kullanımın, bakım ve temizliğin basit, anlaşılır ve hızlı şekilde yapılabilmesi önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu doğrultuda her ürün için Ar-Ge, Ür-Ge ve üretim odaklı tasarımlar gerçekleştiriyoruz. Operatörlerin makineleri en basit, hatasız ve kısa sürede kullanabilmesi için sahadan aldığımız geri bildirimlere büyük önem veriyoruz.
Tüm bu unsurlar, operatör-makine uyumunu güçlendirerek üretimde verimliliği artırmayı ve süreklilik sağlamayı hedefliyor. Örneğin, patentli ürünümüz Robotik Spreyleme Sistemimiz (Hawk-Eye) sayesinde operatörler sisteme kaydedilen reçeteleri defalarca aynı standartta kullanabiliyor. İnsansız üretim prensibine dayalı bu sistem, operatörün kimyasala maruz kalmasını önlerken, üretimin ilk üründen son ürüne kadar kesintisiz, hızlı ve birebir aynı şekilde gerçekleştirilmesine imkân tanıyor.
Makinelerinizde kullanılan teknolojiler efekt tekrarlanabilirliği, operatör güvenliği ve üretim hızı açısından hangi yenilikleri içeriyor?
Ürün yelpazemizde farklı üretim ihtiyaçlarına yönelik birçok teknoloji yer alıyor. Kuru işlem grubundaki bazı makineler doğal ve random efektler elde etmek için kullanılırken, bazıları ise aynı efektin birebir tekrarlanmasına odaklanıyor. Buradaki temel yaklaşımımız, müşterinin kullanım amacına en uygun çözümü sunmak. Tüm makinelerimizi çalışan güvenliğini ön planda tutarak, daha hassas, hızlı ve kontrollü çalışacak şekilde tasarlıyoruz. Bu noktada patentli ürünümüz Hawk-Eye Robotik Sprey Uygulama Sistemi öne çıkıyor. Sistem, ilk üründen son ürüne kadar sıfır hata ile aynı efekti elde etmeyi mümkün kılarken; özel filtreleme ve otomatik filtre temizleme sistemi sayesinde işletme içinde ve dışında kimyasal kaçak oluşmasını engelliyor. Operatörlerin kimyasal uygulama alanı dışında tutulmasıyla da üst düzey iş güvenliği sağlanıyor. Benzer şekilde MetoZone Ozon Uygulama Sistemimizde de tüm güvenlik önlemleri entegre edilmiştir. Sistem bünyesindeki özel yardımcı ekipmanlar sayesinde stabil ve yüksek konsantrasyonlu ozon akışı sağlanarak her partide aynı ve tekrarlanabilir sonuçlar elde ediliyor.
“Yaklaşık 45 Ülkeye Ürünlerimizi Ulaştırıyoruz”
Teknolojik ağınızı genişletme misyonunuz doğrultusunda 2026 ve sonrasına yönelik ihracat stratejileriniz neler? Özellikle hangi bölgelerde büyümeyi hedefliyorsunuz?
İhracat odaklı bir firma olarak bugüne kadar başta Bangladeş, Pakistan, Vietnam, Mısır, Hindistan, Kolombiya ve Meksika olmak üzere yaklaşık 45 ülkeye ürünlerimizi ulaştırdık. Sektörün ana üretim merkezleri ağırlıklı olarak Bangladeş, Pakistan ve Hindistan olsa da küresel ekonomik koşullar yatırımların dönemsel olarak farklı ülkelere kaymasına neden olabiliyor. Son 1–2 yılda işçilik ve enerji maliyetlerinin görece düşük olması, yerel yönetimlerin sunduğu yatırım teşvikleri ve nitelikli iş gücüne erişim kolaylığı sayesinde Mısır’ın öne çıktığını görüyoruz. Biz de bu doğrultuda hem mevcut hem de potansiyel müşterilerimize daha yakın olmak amacıyla sahada aktif yer alıyor; başta Mısır olmak üzere sektörün yoğunlaştığı bölgelerde pazar payımızı artırmayı hedefliyoruz.
Kusursuz çalışma anlayışıyla hareket eden satış sonrası teknik servis ekibiniz, müşterilerin üretim sürekliliğini sağlamak adına ne tür hızlı müdahale, uzaktan bağlantı veya bakım modelleri sunuyor?
Makine imalatçısı bir firma olarak ulaşılabilirlik ve satış sonrası hızlı servis bizim için vazgeçilmezdir. Ürün ne kadar kaliteli olursa olsun, kullanıcı kaynaklı ya da doğal koşullara bağlı arızaların yaşanması kaçınılmazdır. Burada asıl farkı yaratan, bu durumlara ne kadar hızlı ve doğru müdahale edildiğidir. Bu anlayışla, deneyimli ve özverili bir teknik servis ekibine sahibiz. Ana merkezimizdeki ve bayilerimiz bünyesindeki uzman ekipler sayesinde sorunları en kısa sürede çözüme kavuşturuyoruz. Müdahale sürecimiz; sorunun nedeni, aciliyeti, üretime etkisi, uzaktan bağlantı imkânı ve parça temini gibi kriterlere göre şekilleniyor. Önceliğimiz her zaman en hızlı çözüm olduğu için, mümkün olan durumlarda ilk aşamada uzaktan destekle müşterimizi yönlendiriyoruz. Gerekli hallerde yerel servis ekiplerimizi, daha kritik durumlarda ise doğrudan merkez teknik servis ekibimizi devreye alıyoruz. Firmamızda temel yaklaşımımız nettir: “Çalışan makine en iyi referanstır.”
Metod Makina olarak önümüzdeki dönemde planladığınız yatırımlar, Ar-Ge çalışmalarınız ve yeni ürün projeleriniz nelerdir?
Metod Makina olarak hem kuru hem de ıslak işlem makinelerini kapsayan geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Bu nedenle, tüm ürünlerimizle ilgili nihai kullanıcılardan gelen olumlu ya da olumsuz geri bildirimleri büyük bir titizlikle değerlendiriyor ve sürekli iyileştirme yaklaşımıyla ürünlerimize yansıtıyoruz. Sevkiyat öncesi testlerimizi yapsak da gerçek üretim koşullarında elde edilen geri dönüşler özellikle yeni ürünlerin gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, patentli ürünümüz Hawk-Eye Robotik Spreyleme Sistemi’nde robota yönelik iyileştirmeleri yıl ortası itibarıyla tamamladık. Yaklaşık iki yıl önce ürün gamımıza eklediğimiz ve kurutma makinelerine otomatik ürün yükleme yapan sistemimizi Bangladeş ve Pakistan’da devreye aldık; bu sistem üzerinde de yeni geliştirmeler gündemimizde yer alıyor. En popüler ürünlerimizden MetoZone Ozon Uygulama Sistemi’nde ise verimlilik ve kesintisiz çalışma odaklı Ür-Ge süreçleri tamamlanarak Mısır ve Kolombiya’daki tesislerde müşteri talepleri doğrultusunda hayata geçirildi.
Bunun yanı sıra, ürün portföyümüzde yer almayan boyama makineleri gibi alanlarda da müşteri talepleri almaya başladık ve önümüzdeki dönemde bu doğrultuda çalışmalara başlamayı planlıyoruz. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen firmalarından biriyle, üst gruba yönelik özel bir proses üzerinde ortak çalışmalarımız devam ediyor. Metod Makina olarak, mevcutla yetinmeyen; teknolojiyi ve sektör ihtiyaçlarını yakından takip eden genç ve dinamik ekibimizle yenilikçi çözümler üretmeye devam edeceğiz.





