“Tekstil Sektörü, Sürdürülebilirlik Konusunda Rakipleri ile Ayrışan Bir Üstünlüğe Sahip”
Korona virüsü pandemisi tüm dünyayı etkisi altına alarak küresel boyutta çoğu sektörde duraklama etkisi gösterdi. Bu dönemde tekstil ve hazır giyim sektörleri ise tedarikte sağladığı güven ve değişen koşullarda hızla aldığı aksiyonlarla başarılı bir sınav verdi.
Hızlı hareket kabiliyetiyle, çözümcü yaklaşımıyla zorlukları aşabilen Türk tekstil sektörü, yeni normalleşme döneminde kayıpları onarmaya, güveni daha da sağlamlaştırmaya devam ediyor.
Tekstil Teknoloji dergimizin bu ayki sayısına özel olarak İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gültepe ile bir röportaj gerçekleştirdik.
“Bundan sonraki dönemde üretimimizden tanıtımımıza, ihracatımızdan ihracat sonrası süreçlere kadar her aşamada otomasyona ve dijitalleşmeye yatırım yapılması önemli.” diyen Gültepe, “Bunu, ne kadar hızlı yaparsak rekabette bir adım öne geçme şansımız olacak.” şeklinde konuştu.
Çevre dostu ve sosyal standartlara uygun ürünlerin, pandemi ile birlikte daha fazla talep gördüğünü dile getiren Gültepe, tekstil sektörünün, sürdürülebilirlik konusunda rakipleri ile ayrışan bir üstünlüğe sahip olduğuna da vurgu yaptı.
Korona virüsü salgını sürecinde tekstil ve hazır giyim sektörü tedarikte sağladığı güven ve değişen koşullarda hızla aldığı aksiyonlarla başarılı bir sınav verdi. Özellikle maske ve koruyucu giysiler konusunda pek çok ülkeye destek verdi. Yeni süreçte Türk tekstil ve hazır giyim sektörü ne tür açılımlar yapmalı? Yol haritamız ne olmalı?
Yeni normalleşme döneminde sektörümüzün ana hareket noktası güvenli iş birlikleri ve güvenli modadır. Pandemi döneminde tedarik zincirinde önemli değişimler oldu, güvenler zedelendi, kayıplar meydana geldi. Bu dönem de kayıpları onarma, güveni yeniden tesis etme zamanı. Biz, o nedenle şanslı bir sektörüz. Hızlı hareket kabiliyetimizle, çözümcü yaklaşımımızla zorlukları aşabildik. Maske, tulum ve diğer medikal giysilerin üretimine yönelmemizde bu kabiliyetimizin bir sonucu oldu. Pandemi sonrası dönemde de medikal giysiler, hijyen ürünleri, evden çalışmanın artmasına bağlı ev giyim modası gibi talep yönünden büyüyen kategoriler olacak. Dolayısıyla sektörümüzde de bu yönde açılımlar bekliyoruz.
Diğer taraftan bundan sonraki dönemde güvene dayalı iş birliklerini geliştirmenin önemli olacağını düşünüyoruz. İhracatçı firmaların da bu dönemde daha dikkatli davranması, tedarik ilişkilerini mutlaka mevzuat altyapısının gerektirdiği güvenli temele oturtması önemli olacak.
Öte yandan bundan sonraki dönemde üretimimizden tanıtımımıza, ihracatımızdan ihracat sonrası süreçlere kadar her aşamada otomasyona ve dijitalleşmeye yatırım yapılması önemli. Bunu ne kadar hızlı yaparsak rekabette bir adım öne geçme şansımız olacak.
Yine sürdürülebilirlik, çevre dostu üretim ve uygulamalar, geri dönüşüme dayalı malzeme kullanımı ve üretim uluslararası pazarlarda önde gelen değerler olacak. Bizler de bu alanlara çalışmalarımızı yöneltiyor olacağız ve sektörümüzün farkındalıklarını artıracağız. Projelerimizle sektörün bu konulardaki altyapısının güçlendirilmesine destek vereceğiz. Bu alanda başlamış projelerimiz var. ‘Tasarımdan Üretime Hazır Giyim Sektörünün Dijital Dönüşümü’ başlıklı AB IPA projemizde hem dijitalleşme hem de sürdürülebilirlik altyapısını geliştirici faaliyetler yer alırken bu projenin yanı sıra karbon ayak izi ve Türk hazır giyim ve tekstil standartlarını oluşturulması ile ilgili çalışmalar içindeyiz.
Korona virüsü salgını sonrası özellikle tekstil ve hazır giyim ürünlerinin tedariki konusunda Avrupa ülkeleri uzak rotalar yerine siparişlerini Türkiye’ye kaydırdı. Bu da yeni iş fırsatları ve daha fazla ihracat anlamına geliyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir? Türkiye bu fırsatı avantaja çevirmek için ne tür adımlar atmalı?
Bir süredir yakından tedarik kavramı gündemdeydi. Pandemi ile birlikte yakından ve yerel tedarik daha fazla öne çıktı. Bu anlamda özellikle AB gibi temel pazarlara yakınlığımız ve her türlü talebi en hızlı şekilde karşılayabilmemiz nedeniyle avantajlı bir durumdayız.
Ayrıca bu dönemde başta AB olmak üzere birçok pazarda tüketici talebi ve tercihi sürdürülebilir ürünlere doğru kayıyor. Karbon emisyonu düşük, daha az enerji tüketen, çevre dostu ve sosyal standartlara uygun ürünler, pandemi ile birlikte daha fazla talep görüyor. Sektörümüz de sürdürülebilirlik konusunda rakipleri ile ayrışan bir üstünlüğe sahip olduğundan burada da bir avantaj söz konusu.
Aynı şekilde ABD’nde çoğunlukla Çin’den ithal edilen tekstil ve hazır giyim ürünlerinin tedarikinde iki ülke arasında yaşanan sorunlara ve güvensizliğe bağlı olarak farklı farklı tedarik arayışları gündeme geldi ve Türkiye Çin’e benzer şekilde her türlü ürüne üretebilme kapasitesi nedeniyle ABD pazarında önemli bir tedarikçi olarak öne çıkıyor.
Bu fırsatları daha iyi kullanabilmek amacıyla sektörlerimizin önde gelen kuruluşları olarak başlıca pazarlarımızdaki hem alıcılarla hem de sektör kuruluşları ile daha fazla temas içindeyiz ve temasımızı artıracağız. Örneğin ABD sektör kuruluşları USFIA (ABD Moda Sanayicileri Birliği) ve AAFA (ABD Hazır Giyim ve Ayakkabı Federasyonu) ile ortak iş birlikleri geliştiriyoruz. Yine İngiltere sektör kuruluşu UKFT (Birleşik Krallık Moda ve Tekstil Birliği) ile de Brexit sonrası iş birlikleri konusunda görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bundan sonraki dönemde de pazarlarımızda bu tür iş birliği esaslı organizasyonlarımızı yoğunlaştıracağız.
Pandemi sonrası Türk tekstil ve hazır giyim sektöründe kapasite artırımı ve yeni yatırımlar gündeme geliyor mu? Bu konudaki fikrinizi bizimle paylaşır mısınız?
Pandemi öncesinde sektörde kapasite kullanım oranları yüzde 85’in üzerine çıkmış, dolayısıyla önemli bir yatırım ihtiyacı doğmuştu. Nitekim 2019 yılında tüm sanayi sektörlerinde yatırımlar durmuşken biz sektör olarak 3 milyar TL yatırım yaptık ve bu kapsamda ilave 60 bin kişiye istihdam sağladık.
Yeni dönemde de sadece ilave kapasite için değil otomasyona dayalı ve ileri teknoloji uygulamaları ve sürdürülebilir üretim altyapısını geliştirici yatırımlara ihtiyacımız var. Sektörün altyapısında bu dönüşümü hızlı bir şekilde yapmalıyız.
Bilindiği gibi, 2020 yılı başından AB tarafından yeşil mutabakat açıklandı ve bu mutabakatta öne çıkan birkaç sektör içinde tekstil ve hazır giyim sektörü yer alıyor. Bu mutabakata göre 2050 yılında iklim nötr hedeflere ulaşılabilmesi için pazara giren ürünlerin karbon emisyonlarına göre vergilendirilmesi öngörülüyor. En büyük pazarımız olan AB’nin bu hedeflemeleri bizim için önemli. Onun da ötesinde şimdiden birçok alıcımızın sürdürülebilir ve yeşil ürünlerle ilgili artan oranda talepleri var. Dolayısıyla yatırımlarımızı bu yöne yöneltmek durumundayız.
Hem otomasyona dayalı ileri teknoloji hem de sürdürülebilir altyapı yatırımları, çok pahalı yatırımlar. Bunun için de devletin yatırım teşviklerinin bu yönde yeniden oluşturulmasını talep ediyoruz. Bunun için İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) olarak ‘Hazır Giyim Sektöründe İhracat Odaklı Yeni Nesil Yatırım Teşvikleri’ başlıklı, uluslararası karşılaştırmaları da içeren ve saha araştırmalarının da yer aldığı kapsamlı bir çalışma yapıp bakanlıklarımıza sunduk ve sektörümüzün bu ihtiyaçlarını ilettik. Şimdi de devlet yardımları tebliğlerinde sürdürülebilirlik odaklı bir destek mekanizması oluşturulması için bir çalışmamız var, en yakın sürede bu çalışmayı tamamlayıp bakanlığımıza ileteceğiz.
Röportaj: Tekstil Teknoloji Dergisi





